

“Sadece canavarlar Tanrı'yı oynar.”
Budget
$120M
Revenue
$0M
Dr. Victor Frankenstein (Oscar Isaac), ölümün sınırlarını zorlayan, saplantılı ve yalnız bir bilim insanıdır. Sevdiklerini kaybetmenin acısıyla hareket eden Victor, ölümü yenmek uğruna korkunç bir deney yapar ve cansız maddelerden yeni bir varlık yaratır. Yaratılan Canavar (Jacob Elordi), fiziksel olarak korkutucu olsa da zihinsel ve duygusal olarak bir çocuk kadar masum ve kırılgandır. Dış dünyayla ilk kez karşılaşan bu varlık, dış görünüşü yüzünden reddedilir, hor görülür ve şiddete maruz kalır. Masumiyetinden yavaş yavaş koparak öfkeye ve intikama sürüklenir.
Hiç bir canavarın gözlerine bu kadar yakından baktınız mı? Jacob Elordi'nin yüzü 42 ayrı protez parçasıyla şekillendirilmiş, kaşları silinmiş, teni ölü mermer gibi parlatılmış. Ama konuşmaya başladığı an—sesi o kadar kırılgan, o kadar kaybolmuş ki—tüm makyajı unutuyorsunuz. Geriye kalan tek şey, babası tarafından terk edilmiş bir çocuk. Diğer uyarlamaların aksine, del Toro'nun Frankenstein'ı yaratığının yaralarını gizliyor; Victor bir kasap değil, mükemmellik takıntılı bir heykeltıraş. Yaratığı ilk gördüğümde irkilmedim—hayranlıkla izledim. Ama asıl yumruk gibi inen kısım ikinci yarıda geliyor. Yaratığın bölümü başladığında, kamera onun omzuna yerleşiyor ve onunla birlikte yürüyorsunuz. Onunla birlikte dışlanıyorsunuz. Onunla birlikte aç kalıyorsunuz. Onunla birlikte affetmeyi öğreniyorsunuz. Oscar Isaac'in Victor'u kibir ve pişmanlık arasında öyle incelikle gidip geliyor ki ondan nefret mi etsem yoksa ona üzülsem mü bilemedim. Ve o son kare... karlar içinde kucaklaşan iki yalnız ruh. Shelley'nin romanını sayısız kez okudum. Hiç böyle ağlamamıştım.
Yorum yazmak için giriş yapın
Giriş Yap